Anomali-040
1662299001775.png

Adsz_tasarm_52.png

Anomali-040.

Anomali »
040
Erişim Seviyesi »
Ω (Kozmik Sır)
Saklama Sınıfı »
Avaagna
İkincil Sınıf »
Benefektif

Tehlike Sınıfı: Orta

ATANAN BÖLGE BÖLGE YÖNETİCİSİ BAŞ ARAŞTIRMACI ATANAN APAB
Bölge-352 Kubatbek Ibraimov Nivrutti Aman Quebec-𐰕

Saklama Prosedürü


Anomali-040 şu anda keşfedildiği yerde kapsanmaktadır. APAB Quebec-𐰕 "Kırk Çeri", çeşitli medyada Anomali-040 hakkında halkın farkındalığının azaltılması ve Anomali-040 ile temas eden kişilere amnestik tedaviler de dahil olmak üzere sınırlama çabalarını yürütmekle görevlendirilmiştir.

Anomaliye giren tüm personel, aylık olarak rotasyona tabi tutulacak ve herhangi bir değişiklik için haftalık psikolojik taramadan geçecektir.

Anomali-040, Topluluk dışından herhangi bir kişinin içeriye girmesini önlemek için Topluluk Donanması tarafından Birleşmiş Milletler Barış Gücü birlikleri ile işbirliği içinde sürdürülen bir gemi filosu ile çevrili olacaktır. Nesneler veya kişiler çevreye izinsiz girmeye çalışırsa, etkisiz hale getirileceklerdir. Anomaliyle ilgilenen tüm personel, aylık olarak rotasyona tabi tutulacak ve herhangi bir değişikliği farketmek için haftalık psikolojik taramadan geçecektir. Odak Noktası - Bravo'ya giriş yapılmamalıdır. Giren herhangi bir personel kayıp olarak kabul edilecektir; onlarla iletişim kurmaya çalışmak yasaktır.

Quebec-𐰕'ye ayrıca, Anomali-040 ile ilgili anomalilerin örneklerini içermek amacıyla Anomali-029-2 ile birlikte çalışma emri verildi. Quebec-𐰕 personelinin yanı sıra Anomali-040'a atanan ek Topluluk personeli de bu bilgilere aşina olmalıdır.

Güncellenmiş Kapsama Muhtırası: Topluluk Protokolü 3982:11 "Alakalı Anomaliler İçin Tek Başlık Altında Kapsama ve Ortak Departman İzni" kararınca, Anomali-040'ın devam eden muhafazası KAM Projesi'nin yetki alanına devredilmiştir. Protokol uyarınca diğer tüm mevcut kapsama prosedürleri yerinde kalır.


Açıklama

unknown.png

Anomali-040 İçeriside Kamp Bravo Yakınında Bulunan Laulyth Şehri

Anomali-040, Pasifik Okyanusu'nun ortasında bulunan 2.718.000 km2 boyutunda olan devasa bir kara kütlesidir. Anomali-040'ın üzerindeki şehirlerin mimarisi, şehirler bilinen her türlü uygarlıktan daha eski gibi görünse de, yıllar önce var olamayacak çeşitli bileşenler (gaz lambaları, basit buhar motorları, gelişmiş marangozluk ve demircilik sistemleri gibi) dahil olmak üzere ileri teknikler ve malzemeler kullanılarak inşa edildiğini göstermektedir.

Harabeler ve keşifler, bölgenin bilinmeyen, antik bir insan toplumu tarafından kullanıldığını göstermektedir. Çeşitli keşifler, günümüz insanlığından çok daha gelişmiş teknolojik unsurları gün yüzüne çıkartmıştır, ancak cihazlar ve sistemlerdeki yüksek yaşlanma ve yıpranma nedeniyle bu teknolojiler şu anda kullanılamamaktadır.

Topluluk dilbilimcileri, metinlerin şifresini çözerek, tarihinin bir noktasında, Anomali-040'ın, kabaca "memleket" ile eşanlamlı olarak kullanılan "Mu" olarak adlandırıldığını belirlediler. Topluluk etimologları ve filologları tarafından uzun zamandır ölü bir insan dili olarak tanımlanmıştır, dil dünyada bulunan bir dil ile kesin olarak özdeşleştirilememiştir, ancak Sami ve Ural-Altay Dilleri'nin atası olduğunu düşünmektedirler. Anomali-040'tan toplanan bilgiler, burasının bir zamanlar birkaç milyondan fazla insanın yaşadığı bir devlet olduğunu göstermektedir, ancak devletin düşüşüne yol açan herhangi bir olaya dair doğrudan bir kanıt bulunamamıştır.

Bu uygarlığın sona ermesine neyin sebep olduğu bilinmemektedir ancak Anomali-029-2, Odraik kültürlerinde tanrı-kral benzeri bir figür olan Ma'aggohl'un ortadan kaybolmasının uygarlığın çöküşüne neden olduğunu öne sürmüştür.

Anomali-040, 1969 yılında Topluluk bilim insanları tarafından Pasifik Okyanusu içerisinde yaşanan çeşitli yerçekimsel anomalileri incelerken Pasifik Okyanusu'nda bulunan bilinmeyen kütle olarak öne sürüldü. Ardından ise son zamanlarda Pasifik Okyanusu'ndan geçen çeşitli gemilerin kaybolması ve bölgenin üzerinden geçen bazı uçakların aşağıda bulunan, yarı geçirgen bir kara parçası görmesi ile birlikte bölgenin gücünü yitirmeye başlamış bir algılama karşıtı memetik kalkan ile kaplı olduğu anlaşıldı.

MU_4.png

Anomali-040 Haritası

Anomali-040'ın batısında, kıtanın 96 metre rakım ile en alçak noktası olan "Ergenekon Ovası" bulunmaktadır. Ergenekon Ovası, Demir Sıradağları tarafından sarılmaktadır. Kıtanın en yüksek dağı, kıtanın kuzeydoğusunda bulunan yaklaşık 5000 metre ile Ülgen Dağı'dır. Anomali-040'ın içerisinde 6 adet önemli dağ bulunur. Bu dağlar, büyükten küçüğe sıra ile; Ülgen Dağı, Alparslan Dağı, Mete Dağı, Atilla Dağı, Mustafa Kemal Dağı ve Baybars Dağı'dır.

Anomali-040'ın geçmişi ile ilgili bilgiler Baş Araştırmacı Teoman Ödgülmüş tarafından aşağıdaki şekilde derlenmiştir.

İnsanlık tarihine dair son keşifler, insanlık anlayışımıza olan inancımızı sorgulamamıza neden oldu. Bildiğimiz insanlık tarihinden binlerce hata belki de on binlerce yıl önce varolmuş, günümüz teknolojisinden katlarca daha gelişmiş ve ileri bir teknolojiye sahip olan bir imparatorluk, bir ütopya bu gözler önünden silinmiş kıtada kurulmuştu. Kıtanın nüfusu, insanlar haricinde "Djeena" olarak anılan yarı maddesel varlıklardı.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, uzun seneler boyunca Mu Kıtası'nın kökeni üzerine çalıştı. Onun en bilinmeyen yönlerinden biri, ezoterizm ve okkültizm üzerine olan büyük çalışmaları idi. Bunun yanında, Mu Kıtası'nı Türkler'in kökeni ile bağdaştırarak Güneş Dil Teorisi ile paralel bir şekilde araştırdı. 1930'da, Türk Tarih Kurumu'nu kurdu, bu sayede çok güçlü ve önemli ve zengin kaynaklara ve bilgilere ulaştı. Araştırmalarına devam etti, 1932 yılında emekli general Tahsin Mayatepek sayesinde Mu Kıtası araştırmacısı olan James Chruchward ile tanıştı ve bu üç kişi ilerleyen yıllarda Mu Kıtası ve Maya Dili ile Öz Türkçe arasında olan benzerlikleri araştırdı.

Yıllarca Pasifik Okyanusu'nun ortasında bir kara kütlesinin var olduğunu bilemedik, memetik etkilerinden bahsetmiyoruz bile. Mu Kıtası, izini bile bulamadığımız tarihi bir kara delik. Ve biz ise bu kara deliğin geçmişini araştırmak ile yükümlüyüz.

Adsz_tasarm_11.png

Antik Bir Djeena Savaşçısı'nın İllüstrasyonu

Anomali-040, doğusunda Topluluk tarafından kolonize edilmiş ve isimlendirilmiş "Eski Ötüken" adasını bulundurur. Bu adada bulunan yazıtlar ve yapılar, içerisinde başka bir canlı türünün yaşadığını ileri sürmektedir. Bu tür, insansı görünse dahi bireyleri oldukça farklı özellilere sahiplerdir. Türün genel olarak yarı-maddesel yapıda oldukları, günümüzde büyü anlamında kullanılan taumatürji güçlerinde doğuştan usta olduğu ve hatta yeni taumatürjik yöntemler ürettiği, yaşam alanlarının dev ormanlar olduğu, bir devletten öte bir çeşit aşiret/kabile yönetimine sahip olduğu bilinmektedir.

Bunların yanında türün ayrıca et ve süt ürünlerini yemeyi tercih etmediği1 ve hayvanlara yaklaşmayı sevmezler. Dilleri yalnızca türün diğer üyeleri tarafından algılanabilen memetik özelliklere sahiptir. Kültürlerinde öz orucu olarak bilinen, erkeklerin bir süre kendini toplumdan soyutlaması ve her gündönümünde meditasyon yapması bir gelenektir. Bu ayin cömertliğin ve zarafetin bir sembolü olarak görülmektedir ve genellikle bütün bir hafta sürebilen bir ayininin parçasıdır.

Tür, Odra İmparatorluğu ile birlikte on binlerce yıl birlikte yaşamıştır. Her ne kadar insanlar ile iç içe olmasalar bile çeşitli aşçılık, zanaatkarlık gibi işlerde çalıştıkları belirtilir. Dini yapıda ise, çok tanrılı bir dine inanırlardı. Bu dinde 12 adet önder lidere taparlardı ve ek olarak Ma'aggohl'u da insanlık ile birlikte onları da korudukları için kutsal sayarlardı.

unknown.png

Odak Noktası - Alpha

Odak Noktası - Alpha, Anomali-040 içerisinde bulunan en önemli bölgelerden birisidir. Yapılan araştırmalar ile, bölgenin zamanında bir saray olarak kullanıldığı tespit edilmiştir. Odak Noktası - Alpha, içerisinde yaklaşık olarak 250 milyon kitap barındıran bir kütüphane, bir çok ilaç ve malzeme bulunduran bir tıp odası, bir kimya ve biyoloji laboratuvarı ve bir adet amacı bilinmeyen oda bulundurur. bunun dışında içeride yatak odası, yemekhane, tuvaletler gibi kısımlar da bulunur.

Odak Noktası - Alpha'nın çoğu, Anomali-040'ın geri kalanının işaretlerini ve standart sembolojisini taşırken, bu temanın istisnaları Odak Noktası - Alpha'nın içerisinde bulunan Zamanın Kısa Tarihi Odası'dır. Bu yapıları süsleyen görüntülerin çoğu tarihten, gruplardan, kişilerden ve diğer anormalliklerden gelen olaylara atıfta bulunmaktadır.

  • Ana salonun girişinde, çıplak bir erkek ve bir kadın heykelleri bir orman hattında durmuş, ufku hüzünle izliyormuş gibi görünmektedir. Bu duvar resminin karşısındaki duvarda, bir tepenin üzerinde öfke ve gözyaşıyla onlara bakan yanan kanatlı bir insansı figür görülmektedir.
  • Erkekler ve kadınlar toplu mezarlara atılıyor, çocuklar ve hayvanlar yakılıyor, erkekler kurşun tabutlara konup diri diri gömülüyor, ağaçlara bağlanmış iskeletler, bir dağın üzerinde çarmıha gerilmiş insanlar ve daha iri, uzun saçlı insanlar tarafından insansı yaratıklara tecavüz edilip katlediliyor. Bunun yanındaki duvarda büyük bir salonda tahtta oturan esmer bir adam var. Başının üstünde demir çivili bir taç asılıdır, bilinmeyen bir dilin sözleriyle işlenmiştir ve parlak beyaz mücevherlerle süslenmiştir.
  • Duvarlardan birinde parlak bir gün doğumu görülmektedir. Anomali-040 ön planda görülebilir. Güneşin doğuşunun önünde duran, altın ve kırmızı cüppeli bir adam ve yanında iki kişi daha var, üçüncüsü diğerlerinden ayrı bir şekilde gölgelik içeridinde beklemektedir. Bahsedilen adam altın ve kırmızı bir kılıç tutmaktadır ve parlayan altın bir taç takmaktadır.
  • Diğer duvar resmi, siyah zırhlı bir atın üstünde oturan altın dikenli bir tacı olan altın adamı gösteriyor. Kılıçlı, yaylı ve baltalı erkek ve kadın lejyonları onun arkasında durmaktadır. Her iki yanında beş figür var. Figürlerden biri kara bir kılıç, diğeri büyük bir gürz, diğeri altın bir asa, diğeri bir yay ve sonuncusu bir savaş baltası tutmaktadır. Altın adam sağ elinde altın bir kılıç ve sol elinde siyah bir mızrak tutmaktadır.
  • Üzerinde yeni yeni doğan büyük bir şehir resmedilmiştir. Şehrin mimari tasarımı, yapısı ve sokakları Anomali-040'ı andırır. Bu sokaklar insanlarla, pazar yerleriyle doludur. Şehrin en yüksek noktasında beyaz bir saray görülebilir.
  • Bu resim 4 adet bölümden oluşmaktadır, bölümler soldan sağa kronolojik bir şekilde ilerlemektedir. Her resmin arası bilinmeyen siyah bir metalle bölünmüştür.
    • Resimlerden ilkinde iki genç erkek çocuğu büyük bir düzlükte oturmaktadır. Birisi biraz uzakta bulunan koyun ve inekleri gözlemlemektedir. Diğeri ise yüzünde bir öfkeyle onu izlemektedir.
    • Bu iki kişi bir sonraki resimde öncede bahsedilen sarayda kırmızı cüppeli adamın önünde tartışmaktadırlar. Cübbeli adam onları inceler gözle dikkatlice izlemektedir. Odada başka kimse görünmemektedir.
    • Üçüncü resimde önceki resimlerde bulunan öfkeli gözlerle bakan adam diğeri yerde düşmüş şekildeyken elince bulunan büyük bir taş parçasını kafasına vurmak için hazırlanmaktadır. Yerde olan kişinin suratı halihazırda kanlar içindedir ve suratı belli bir şekilde sakatlanmıştır. Öfkeli adamın ise üzerine kanlar sıçramıştır.
    • Son resimde öfkeli adam şehirden uzaklaşırken görülmektedir. Bu sefer üzerinde kaliteli kıyafetler yerine çullar ve vücudunu bağlayan zincirler bulunmaktadır. Suratı parçalanmış ve elleri kırılmıştır. Yerde bileklerini kullanarak sürüklenmektedir.
  • Kırmızı cübbeli adam etrafında çok büyük bir ordu ile iki yandan düşmanlar ile savaşmaktadır. Bir yanındaki düşmanlar insanlıktan çıkmış, dev et yaratıkları vardır. Öbür tarafındaki düşmanlar tamamen resimden sökülerek alınmıştır.

Odak Noktası - Bravo, Anomali-040 içerisinde bulunan, kırmızı mermerden inşaa edilmiş bir tapınak yapısıdır. Tapınağın ana salonuna giden geniş bir girişi vardır. Giriş yolu, Anomali-040 ve çevresindeki şehir ve kasabaların ayrıntılı çizimlerinin yanı sıra şehrin bir haritasını da içeriyor. Anomali-040, şehrin dışını çevreleyen büyük duvarlara ve daha küçük kasaba ve köylere sahip olarak tasvir edilmiştir.

Tapınağın en merkezi odası, yapının altına inen bir merdiven içerir. Oda ve tapınağın geri kalanı, bilinmeyen bir ışık kaynağı tarafından loş bir şekilde aydınlatılıyor. Duvarlarda uzun taş lahitler bulunmaktadır. Bu alana giren kişiler inanılmaz bir rahatsızlık hissettiklerini ve lahitlerin içinden gelen tırmalama ve fısıltı seslerini duyduklarını belirtmektedirler.

Keşif ekibi, tapınağın incelemesi sırasında, üzerinde kabaca çizilmiş "Pontiff" logosu bulunan bir oda bulduğunu ve açıldığında, "Ebedi Departman" olarak tanımlanan terk edilmiş bir Topluluk bölgesine girebildiğini bildirdi. Anomali-029-2, kapıyı "Bir zamanlar içinde bulunduğum gibi eski bir hapishane. Vlodoqhir XI von Abbadon tarafından Tanrı'nın düşmüş bir oğlu için inşa edilmiş. Dünyanın ışığı bir zamanlar burayı terk etmeliydi. Ve hiçbir insan asla olmamalıydı. Bu kapıyı bizzat kapattım, lütfen bir daha açmayın." olarak tanımlamıştır. Anomali-029-A'nın uyarıları nedeniyle daha fazla keşif kısıtlanmıştır.


EKLER


Ek-040-1
Anomali-040'ın Keşfi

unknown.png

Atatürk, Mayatepek ve Churchward

Anomali-040'ın araştırılması ve gerçekliği yönünde olan ilk spekülasyonlar, Augustus Le Plongeon tarafından ortaya atılmıştır. Teorisinin başlarında, Mezoamerika kültürlerinde büyük öneme sahip olan bir kayıp bir kıta olarak bu yerin varlığını öne sürmüştür. Ancak kıtanın varoluşu ile ilgili en büyük çalışmalar, İngiliz asker ve kaşif James Churchward tarafından yapılmıştır. Churchward, kendisinden önce Le Plongeon tarafından araştırılmış ve Mu Kıtası hakkında çok önemli bilgiler içeren Naacal Tabletleri'ni çözdü ve tabletlerin içeriğinden faydalanarak "Kayıp Mu Kıtası, İnsanlığın Anayurdu"2 adlı kitabını kaleme aldı.

Güneş-Dil Teorisi


Güneş-Dil Teorisi, öncelikle Mustafa Kemal Atatürk tarafından öne atılan, Türk Dili'nin tarihteki en eski dillerden biri olduğunu öne süren teoridir. Atatürk'ün zamanında Tahsin Mayatepek ile yürüttüğü Mu Kıtası ile alakalı araştırmalarla keşfettiği bilgileri kullanarak ortaya koyduğu bu teorinin en büyük temeli, Maya, Sümer ve Antik Mısır dillerinde kullanılan kelimelerin, Türkçe'de kullanılanlara benzemesi, hatta neredeyse tıpatıp aynı olmasıdır. Aşağıda bazı kelimelerin karşılaştırmaları verilmiştir.

Sümerce Türkçe
ad ata (baba)
ib ip
us us (akıl)
Maya Dili Türkçe
aşak uşak
otak otağ
tepek tepe
Antik Mısır Dili Türkçe
bak balta
akhkh akşam
hanhan hemen

Churchward'ın araştırmaları ile eş zamanlı olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk de emekli general Tahsin Mayatepek ile beraber Mu Kıtası hakkında Türk destan ve efsanelerini araştırıyordu. Mayatepek, elinde kıtanın varolması konusunda en büyük kanıtları taşıyordu, Maya dili ile, Öz Türkçe kelimelerin birbirine çok benzemesi idi. Bu benzerlik ona göre göz ardı edilemeyecek kadar büyük idi. Atatürk ve Mayatepek, birlikte Güneş-Dil Teorisi'ni ortaya attı. Ancak zamanının dil bilimcileri tarafından itibar görmedi. Fakat Mayatepek ve Atatürk, Güneş-Dil Teorisi'ni ve Mu'yu tartışmak adına Churchward'ı Çankaya'ya davet etti. Churchward, Atatürk'e Mu Kıtası'nın Avusturalya'dan biraz daha büyük olduğunu ve aşırı gelişmiş bir teknolojiyi elde ettikten sonra ya büyük bir tufan ile yeryüzünden silindiklerini, ya da tarihten yok olarak bir çeşit tarihsel boşluğa sebep olduklarından söz etti.

Bu konuşmadan sonra Atatürk 60 kişilik bir heyet ile Mu Kıtası ile alakalı ellerine geçen tüm yazıları tercüme etmelerini söyledi. Atatürk'ün yaveri ve en yakın arkadaşı olan Salih Bozok, Atatürk hakkında "Gazi, kitapların tercümesi yapılırken çok heyecanlıydı, günaşırı 'Tercümeler bitmedi mi? Heyet neden bu kadar yavaş çalışıyor?' diye hayıflanıyordu. Nihayet sonunda tercümeler bitti. Kitap basılmadı, daktilo edilerek Atatürk'e sunuldu. Gazi metinleri tekrar tekrar büyük bir dikkatle okudu, yaratılışı anlatan bölümle özel olarak ilgilenmişti. Mu kıtasının insanlığın ana vatanı olduğunu, nüfusun 64 milyona çıktığını yazan kısmın altını çizmişti. Mu'da geçen tanrı kavramıyla da yakından ilgilenmiş, yaratıcının insan aklıyla anlaşılamayacağının üzerinde durmuştu. Mu dili kökenli özel isim ve sıfatları öz Türkçe ile karşılaştırarak notlar alıyordu.'' şeklinde bahsetmiştir. Ardınan, Mustafa Kemal Atatürk, Tahsin Mayatepek'i Meksika'ya büyükelçi olarak atadı ve ona araştırmada kullanması için çok büyük bir bütçe tahsis etti. Araştırmanın sonucunda Atatürk'ün hipotezleri bir nevi kanıtlanmış oldu. Maya, Aztek ve İnka medeniyetlerinin kullandığı eşyaların Türk eşyalarına çok benzediği ve hatta davullarında kullandıkları ay-yıldız sembolünün Türklerin kullandığı ile birebir aynı olduğunu keşfetti. Araştırma ekibinin bu keşifleri 3 ciltlik kitaplar halinde belgelenmiştir. İlk iki cilt Anıtkabir'de bulunmaktadır, üçüncü cilde ise Topluluk tarafından el konulmuştur.

Mu_Gazete.png?width=349&height=494

Anomali-040 ile ilgili en somut keşif, 1966 yılında Japonya'dan Meksika'ya uçan yolcu uçağı tarafından yapılmıştır. Uçağın pilotu, Hawaii üzerinden uçarken anormal bir durum farketmiştir. Normalde Hawaii'nin bulunması gereken yerde Avusturalya'ya çok yakın bir büyüklükte olan dev bir kara parçası görmüştür. Ancak olayın ardından 2 yıl sonra, 1968'de Pasifik'te yaşanan çeşitli yerçekimsel bozukluklar ölçülmeye başlamıştır. İlk başta sadece bazı geceler yaşanan gelgit anomalileri varken birkaç ayın ardından gemilerin kaybolması, elektronik cihazların ve pusulaları sapıtması baş göstermiştir.

Anomali-040, tamamen gözle görünür bir hale 1969'un Haziran ayında gelmiştir. Anomali-040 ile ilk temas, tamamen maddi olduğu ortaya çıktıktan sonra bir grup Topluluk araştırmacısı tarafından yapıldı. Grubun içerisine bulunan 13 kişiden biri olan Teoman Ödgülmüş, olayı;

Biz, ONS Darknature içerisinde idik. Bir anda Anomali-040'ın olduğu yerde dalgalanmalar başladı, o an içimde bir heyecan ve korku vardı. Tabii ki de neredeyse her şeye hazırdık ve o suyun içinden ne çıkacağını bilmiyorduk. Ancak bir anda dev bir kıta çıkınca rahatladık. Üst komuta, ben ve 12 diğer arkadaşımdan standart keşif ekipmanını alıp bir filika ile kıyıya gitmemizi söyledi. Biz ise itiraz etmeden birkaç dakika içerisinde hazırlanıp yola çıktık. Yol boyunca birbirimiz ile modern dünyanın Kolomb'u olacağımız konusunda konuşuyorduk. 15-20 dakika sonra karaya vardık.

Kara düşündüğümüzden daha, sessizdi. Anormal derecede. Buraya gelirken buranın insanlar ile dolu olacağını zannetmiştik. Ancak bir süre düşündükten sonra aslında buranın terk edilmiş olmasını anladık. Eğer gerçekten böyle bir yerde insanlık olsa, illa ki dışarıya çıkarlardı. Ormandan çıktığımızda bizi büyük bir düzlük karşıladı. Etrafta yıkılmış tek tük birkaç bina vardı, bu binalar insan kullanımı için fazla büyüklerdi. Biraz daha ilerleyince, önümüzdeki tepede büyük bir bina gördük. oraya ilerleme kararı aldık. Biraz yürüdükten sonra daha "insansı" bir şehre girdik. Burası eski Türklerin kullandığına benzer semboller ile doluydu. Yolumuzda devam ederken, bir arkadaşımın gözüne bir şey battı. normalde yavaş yavaş boşaltılan yerlerde insanlar tarafından yapıldığı belli olan hasarlar olurdu. Ancak bu yer bir anda boşaltılmıştı ve olan tüm hasar insan dışı, doğal şeylerdi.

Şehirden çıkıp tepeyi tırmanmaya başladığımızda, bina daha çok bir kaleyi andırmaya başladı. Oldukça büyüktü. Topkapı Sarayı'ndan 2 kat daha büyük olduğunu sanıyorum. Burada sonra bina yerine saray diyeceğimiz yere yaklaştıkça, siyah üzerine beyaz işlemeli duvarlara sahip olduğunu gördük. Kısım kısım ise kırmızı, yakut benzeri taşlar ile karşılaşıyorduk. Sarayın içine girmek istedik. kapısı kapalıydı ancak uğraşsak tepesine çıkabilirdik. Duvarın tepesinde bulunan çıkıntılardan birine bir halat attım ve zor da olsa bir şekilde çıktım. Diğerleri de arkamdan geldi. içeriye bir göz attık, kimsenin olmadığından emin olup içeriye atladık. Ardından bahçeyi gezmeye başladık. Sarayın içerisi dışı kadar ihtişamlıydı. Bahçenin içerisinde ömrümde görmediğim bitkiler vardı. Ana binaya girmeye karar verdik. Bizi ilk karşılayan yer bir çeşit ağırlama odasıydı. Birkaç parça mobilya falan vardı, ancak bizim asıl ilgimizi çeken batı koridorunda bulunan dev kütüphane idi. Çok fazla kitap vardı ancak kitaplar anlaşılamaz dillerdeydi. Belki de, İskenderiye Kütüphanesi'nden bile daha büyüktü.

Tekrardan ana koridora girince bizi büyük iki heykel karşıladı. Heykeller eski Türk devletlerinde bulunan askerlere benziyordu. Ancak daha farklıydı. Bu bölgeyi daha büyük bir ekip ile araştırmak adına ilerledik. Mutfak benzeri bir odaya girdik. Çoğu yiyecek çürümüştü ve bu yüzden odada iğrenç bir leş kokusu vardı. Bu odayı es geçip koridorun sonundaki odaya gitme kararı aldık. Kapıyı açtığımızda bir rüzgar bizi karşıladı. Aşağıya inen bir merdiven vardı ve odanın içi diğerleri gibi sıradan bir mimari ile değil, günümüzden belki yüzyıllar sonra bulunabilecek bir mimari ile yapılmıştı. Aşağıya inip inmemek konusunda kararsızdık ancak sonunda aramızdan bir arkadaş inmeye karar verdi ve merdivenden aşağıya ilerledi. Birkaç dakika sonra, bize aşağıya gelmemiz gerektiğini söyledi ve biz de indik. Merdiven bir yerden sonra kırılmıştı ancak yine de yere eğilerek bakabiliyorduk, içerisi bir şeyler görmek için çok karanlıktı. Hemen yukarıya çıktık ve gemiye döndük. Olan biteni bildirdik ve bizden daha yüksek deneyimli bir grubun oraya konuşlandırılmasını bekledik.


şeklinde anlatıyor.

Ek-040-2
Thomas Browne'ın Antediluvian Research adlı çalışmasından alıntılar.
Aşağıda, bilim ve tıp, din ve ezoterik dahil olmak üzere çeşitli alanlarda 18. yüzyıldan bir İngiliz bilgesi olan Thomas Browne'un günlüğünden alınmış bir alıntı bulunmaktadır. Browne Seti adlı bu belgeden ek alıntılar Ek ███.1'de mevcuttur.

Tarihimizin bu en eski ve unutulmuş yerlerini araştırmak için harcadığım büyük çabada, eski bir insan krallığına, Avrupa ya da Arap krallıklarından çok önce var olan, belki de Nuh ve Büyük Tufan'dan daha eski olan bir krallığa ilişkin çeşitli referanslara rastladım; Odra İmparatorluğu.

İsimleri, geçen zaman ya da düşmanlarının gaddarlığı yüzünden kaybolan tüm o eski krallıklar ve imparatorluklar arasında belki de hiçbiri, bu topraklarda yaşayan büyük adamlar olan büyük Odra İmparatorluğu'nunkinden daha büyük ya da daha fazla saygıyla konuşulmamıştır. Ondan eski krallıklar da vardı, ancak hiçbiri onun kadar yüce ve büyük olmamıştı. Ondan sonra gelecekler de vardı, ancak hiçbiri onun sahip olduğu kadar toprağa sahip olamayacaktı. Bir şehrinde batan güneş başka bir şehrinde yeni doğuyordu.

Kralların İmparatoru olarak adlandırılan bir tanrı, binlerce nesil boyunca dünyayı sel sularından etkilenmeden yönettiğini söyledi. Güneyde Gecenin Adamları'nın ve güneyde NON'a sadık olanların muhalefetiyle karşı karşıya kalsalar da, otoritesi asla sarsılmadı ve fetihleri her zaman verimli oldu.

Kralların İmparatoru, adı Ma'aggohl'du ve tıpkı başındaki altın taç gibi parlak bir adamdı. Çıplak elleriyle eski dağları dümdüz edebilirdi. Sonsuz geniş ovaları tek adımda geçebilirdi. Sesi kuşları kıskandırdı, kahkahası çöldeki temiz su sesi gibiydi, haykırışı ufukta bir fırtınanın çığlığı gibiydi. Tanrıları öldürebilecek bir kılıcı vardı. Göklerin ötesine, öte dünyalara bakan gözlerle görürdü.

Odra kurulduğu dönemlerde şu anda yeryüzünden gizlenmiş olan bir kıtadaydı, halk oranın ismini "MU" koymuşlardı, bu kelime ANAVATAN ile aynı anlamda kullanılıyordu. Halk krallarına sonuna kadar bağlı olsalar da zamanla kırılmalar meydana geldi, bir kısmı onun yolundan düştü, onun kudretinin yeterli olmadığını zannettiler.


Ek-040-3
Anomali-029-2 ile yapılan bir röportaj. Röportaj, Topluluk Yönetim Kurulu üyesi Arcadius Melchior (Dr. Mel olarak da anılır.) Tarafından Yapılmıştır.

Anomali-029-2: Ah! Mel, bu ne büyük bir sürpriz böyle? Yüzünü gören cennetlik eski dostum!

Dr. Mel: Uzun zamandır müsait olamadığım için üzgünüm dostum.

Anomali-029-2: Canını sıkma, içinde bulunduğumuz dünya çok hızlı hareket ediyor ve buna ayak uydurmak çok zor. Hem daha çok zamanım var, baya bir süre daha burada olacağım.

Dr. Mel: Mhm. Eh, konuyu biliyor musun?

Anomali-029-2: Kısa bir bilgilendirmeye sahip oldum. Detayları senden alacağımı söylediklerinde zaten çok bir anlatmaya lüzum olmadığını farkettim. onlardan daha beceriklisin bu konuda.

Dr. Mel: Ah, beni utandırıyorsun 029-2.

Anomali-029-2: (Gülerek) Hakettiğin değeri görmüyorsun eski dostum. (Duraksar, ardından devam eder) Benimle ne zaman konuşmak isteyeceğini çok merak ediyordum, bilirsin her zamanki şamatalardan bahsetmiyorum. Şu anda olduğu gibi, yüz yüze, bölecek biri ya da boş başka bir konu olmadan. Artık gerçeği bilmek istiyorsunuz, özellikle de bu istek senin içini kemiriyor.

Dr. Mel: Anlayamadım?

Anomali-029-2: Gerçekliğin peşinden koşan insanlarsınız, doğru olanı ve insanlarınızı korumayı istiyorsunuz. Bana imparatorumu hatırlatıyorsun sanırım. O bir alimdi, çağımızın en büyüğüydü. (Gülerek) Gururlanmak gibi olmasın ancak, ondan sonra da bu alanda ben geliyorum. (İç çeker) Siz de bizim gibi içerisinde bulunduğunuz dünyanın dehşetlerinden ürküp gerçek olanı bilmek uğruna savaşıyorsunuz, belki de bu his en doğrusudur. İnsan en önemli duygusu korku, bu korkuyu yenmeniz gerekli.

Bizim zamanımızda olan korkular bugünkilerden çok daha farklıydı. Siz ne olabilir? diye dünyanın her bir köşesini araştırıyorsunuz. Bizler ise yarın nasıl ölmeyebiliriz? diye bu uğraştaydık. O ilk günler milyonlarda yıl geride kaldı ve o zamandan beri orada olan hemen hemen herkes gitti. (Duraklar) Ama bazılarımız kalmıştı.

Dr. Mel: Milyonlar mı? Nasıl yani-

Anomali-029-2: Hatta belki de daha da fazla. Bu toprakların sizden çok çok daha evvelden de insanlara analık ettiğini biliyorsun, buna şaşırmaman lazım.

Dr. Mel: Bildiğimiz insanlık tarihi milyonlarca yıl yaşlı değil ki, bulunan en eski Homo sapiens fosili bile 100 bin yıllık. Milyonlarca kayıp yıl, nasıl böyle bir şey olabilir ki?

Anomali-029-2: (Gülümser) Hah, biliminden ne kadar da eminsin öyle Mel! Bana soru sormana hiç lüzum yok o zaman.

Dr. Mel: Hadi ama 029-2! Böyle yapma, biliyorsun görevim sana soru sormak. Bizzat bu görevi ben üstlendim.

Anomali-029-2: Tamam tamam, gel de anlatayım sana, bilimin asla anlatamayacağı şeyleri. Bizler bu dünyanın ilk çocuklarıydık, toprak ananın ilk çocukları ve belki de en sevdiği. Eski tanrıların yanan yıldızları gökyüzüne koyduğunu ve eski tanrıların toprağa can vermek için ilk kan damlalarını saldığını gördük. Tanrıya bizi yaratması için toprak götüren meleğin el izlerini gördük.

Dünyaya ilk gelen iki yüz meleği gördük, onların bizim kadınlarımızı bizden çalmaya çalışmalarını da. (Kendince bir şey mırıldanır) Bu ejderhaların ve devlerin zamanında çok önceydi. Sana her şeyi bir bir anlatacağım, ve beklediğinden çok daha farklı şeyleri göreceksin.

Dr. Mel: Seni dinliyorum.

Anomali-029-2: Memleket hakkında sorularınız var, anlıyorum. Sakladığı sırları ve Ma'aggohl hakkında bilmek istiyorsun. Beni dinlerseniz, bu cevaplar bu hikayenin içinde. Benim doğduğum zamanlarda imparatorluk halihazırda büyüktü, şu anda Anomali-040 diye andığınız yerin neredeyse tamamına yayılmıştı. Ancak yine de sayımız çok azdı, yaratılışın sakinliği bu gezegenin üzerinde çok uzun bir süre asılı kaldı, ama o sükunet içinde birçok büyük gerçeği öğrendik. Milyonlarca ve milyonlarca yıl boyunca okuduk, izledik ve öğrendik.

Benim babam imparatorumuzun yanında savaşmış çok büyük bir komutanmış, onun silah arkadaşı ve en yakın dostlarından birisi. Anakarada olan savaşlardan birinde göğsüne saplanan oklardan birisi yüzünden ölmüş. Ben onu çok tanıyamadım, o öldüğünde ben daha beş altı yaşında bir çocuktum. Ne onun yüzünü ne de ismini artık hatırlamıyorum. Benim asıl baba figürüm Ma'aggohl'du, kralımız.

Kendimi onun yanında savaşmak ve babamın yerini tutabilmek için yetiştirdim. Toyluğumda sarayın kütüphanesinden dışarı adım atmadan ve uyumadan aylarca okuduğumu hatırlıyorum. O raflarda bulunan her bir satırda gözlerim en az iki defa gezmiştir.

Dr. Mel: Bunca bilginin nereden geldiği belli oluyor. Bu gözlemlediğiniz şeyler, biraz anlatsana.

Anomali-029-2: Görüyorsunuz, o zaman bir düzen vardı. Canavarlar ve iblisler vardı, ama onlar gerçekten de bu dünyanın canavarları ve iblisleriydi. Birçoğuyla karşılaştığınızdan şüpheniz olmasın. Diğer dünyalar, bizimkiyle birlikte ve bize aykırı olanlar, ayrı ve uzak tutuluyordu. Onları hayal edebiliyorduk, onlar hakkında yazılar yazabiliyorduk ve hatta oyunlarımızda bile varlardı ama asla onlara ulaşamazdık. Sonsuza kadar bizlerin zihinlerine ve hayallerine boyun eğdiler.

Dr. Mel: Yani bahsettiğin şey bizim için fantastik denilebilecek şeylerdi.

Anomali-029-2: Gibi. Bizden önce Mu'nun düzlüklerinde ve dağlarında gezenler vardı. Güneydoğudaki djeena, kozmosa ilk gözlerini açanlar oldu. Onlar sizin ya da benim gibi Dünya'dan doğmadılar - düşmüş meleklerin son parıltılı parçalarından yapıldılar ve yaratma iradesine herkesten daha fazla uyum sağladılar. Ormanlık alanlara saklandılar ve ilk şarkılarını oralarda söylediler.

Ve ardından biz insanlar geldik. Önce bir adam ve bir kadın. Sonra üç çocuk daha. Dünyanın anneleri bebekliğimizde bize baktılar - kurtlar, ayılar, domuzlar, aslanlar. Bizleri cennetten uzak yeni topraklarımızda ağırladılar. Zamanla insanlar gelişip kendini doğadan uzaklaştırdıkça onlarla olan bağımız da kopmuş ve şimdiki hale gelmiştik. O ilk günlerde insanlığın hissettiğinden daha büyük bir dinginlik yoktu.

İnsanlığın sayısı arttı ve arttı, artık ormanlarda kurulan küçük kulübeler insanlara yetmemeye başlamıştı. Bu zamanlarda altın kalpli ve mücehver ruhlu bir adam güne gözünü açtı. Sabahlar ve geceler boyunca etrafındaki insanlarla birlikte büyük bir şehir inşaa etti. İşte burası Odra'nın ilk şehriydi; "Atlatnemu" Güneşin Üstündeki Şehir

Bir zamanlar o sokaklarda düşünemeyeceğiniz kadar kuvvetli insanlar yaşıyordu. Ben bile o dönemde yaşamış olan atalarımın yanında hiçbir şeyim. O kadar yüce bir millet düşün ki, hiçbir hastalık, yaralanma ya da lanet etki etmezdi. Dünya üzerinde yürümüş olan tanrılardık biz. Ben ve kardeşlerim, kralımızdan bile daha yaşlı olan adam, suçluların kralı, karanlık ve kardeşi parlaklık, ejderhalar ve devler, en karanlık ormanın elçisi ve daha niceleri.

Akıl tanrısı ve içgüdü tanrısı bu salonlarda danışırdı ve rüyalar tanrısı gece nöbetini tutardı. Ama hepsinin en büyüğü İnsanların İlk İmparatoru'ydu.

Dr. Mel: Yani… Ma'aggohl?

Anomali-029-2: Ona "Ateşli Yürek" anlamına gelen Ma'aggohl adı verildi. O, o eski yüce insanlardan sonuncusuydu, evet gerçekten de öyleydi. Yırtıcı hayvanlar onun elinde bir ev köpeği oluyordu, bir adımı ile uzun yolları geçip gidebiliyordu. Elini vurduğu taştan tertemiz sular fışkırıyordu. Elleriyle dağları yıkıp inşaa etmek onun için çok basitti. Konuştuğunda onunla beraber kuşlar ötmeye başlardı.

Dr. Mel: Bu… Açık konuşmak gerekirse ilginç bir hikaye. Devam et.

Anomali-029-2: İmparatorluk zaman zaman bölündü, zaman zaman birleşti, zaman zaman savaştı. Ordusuna bu dünyanın dışından olan varlıkları da ekledi, ilk insanları koruması adına yaratıcı tarafından gönderilen varlıkları ve şeytanları. Karşısında durabilen hiçbir kuvvet yoktu. Ta ki Matha yükselene kadar…

Matha, büyücülerin ve genel olarak büyüye yatkın kişilerin desteklediği ve dahil olduğu bir kavimdi. Her otoriteye karşıydılar ve Ma'aggohlun bulunması onların işine gelmiyordu. Ve onlar onun otoritesini inkar eden ilk millet oldular. Zamanla büyü kullanarak teknolojiyle boy ölçüşmeye başladılar ve bize saldırmaya başladılar. Onları her gördüğümde insandan daha da uzaklaşmış haldelerdi.

Ondan sonra da ihanet bizzat evlatlık olundan geldi.

(Duraksar.)

Hayır, zamanı daha gelmedi.

Dr. Mel: Ne oldu 029-2?

Anomali-029-2: Daha size bunu anlatamam, sırası değil. Diğer ihanet edenler hoş karşılanmadılar, Matha kadar hoşgörü gösterilmedi onlara. İhanetçi eşi ile birlikte tek başlarına Afrika'nın çöllerine sürüldü. Orada çocukları ve torunları ile birlikte küçük bir şehir kurdular. Oraya ilk oğlu olan Enok'un adını koydu. Enok, ilk tanrısız şehir.

Odra'nın cennet bahçelerinden afaroz edilen herkes oraya sürülüyordu, orada olan insanlar tanrı tarafından onlara yasaklanan büyüyü kullanmadan bir medeniyet kuran ilk insanlar olmayı başardılar. Yüzbinlerce yıl boyunca ellerinde olan demirlerle tüccarlardan aldıkları barutlarla ilk savaş makinelerini icat edenler oldu.

O toprakların ilk kralı Enok kendine demirden yapılma bir taç armağan etti, bunun amacı Ma'aggohl'un otoritesini ve büyüsünü temsil eden altından daha üstün olduğunu iddia etmesiydi.

Dr. Mel: Ehm… Bunu sorup seni rahatsız etmekten çekiniyorum ama, yine de, bu kişi İbrahimî dinlerde olan, Adem'in oğlu, Kabil mi?

(Sessizlil)

Tamam, özür dilerim devam-

Anomali-029-2: Evet, evet oydu. Ama detaylı anlatmayacağım neler yaşandığını.

Dr. Mel: Peki peki, devam et.

Anomali-029-2: Nod Ülkesi… Evet, isimleri buydu. Nod, sürgün demekti. Sürgün ülkesi. İmparatorum kendinden korkmaya başladı, gücünün onu zehirlediğini düşündü ve bir gün geri döneceğine söz vererek gitti. Evrenin sırlarını anlayana kadar düşünecekti ve bunun adına kendini tekrar bulunana kadar çıkamaması adına büyülü altın sırmalı kefene sardı ve kurşun bir lahite kilitletti.

Yıllar boyunca Odra'nın güçlerini kaybeden insanları üç yandan yakıldı, yıkıldı ve yağmalandı. Ben de canımı kurtarmak pahasına Afrika'nın çöllerine gittim. İmparatorluğun her köşesinden büyücüler, rahipler ve mistikler topladım ve Ma'aggohl'un gücüne meydan okuyanların üzerine ağır ağır lanetler yağdırdım. İşimi bitirdikten sonra izin alıp doğuya, imparatorumun ve arkadaşlarımın anavatanı olan bu şehre döndüm. Binlerce yıldır ilk kez dinlenebiliyordum.

Uyandığımda dünya yeniden değişmişti. Doğunun kan tüccarları Matha ve onların Deli Kralları Kana Susamış Sher, batıya karşı silaha sarılmış ve binlerce kanlı sefere çıkmışlardı. Kabil'in oğulları Kâyin Hanesi, kendilerine Demir Krallar demeye karar vermiş ve kıtadaki her yerleşimi ve küçük lordluğu yağmalayıp fethediyordu.

Kendimi babamın yıkık salonlarında sakladım ama Demir Krallar beni bulmadan çok uzun sürmedi. Adı Tubal-Kayin'di ve Mu'nun üzerine yürümek için bir kuşatma makinesi ve zırhlı adam ordusu kurdu ve babamın lahdini ona vermemi istedi. İsteseydim bile yapamazdım - istemesem de - çünkü o lahit dünyanın karanlık çağında bir ara kaybolmuştu.

Bunu kendisine söylediğimde Tubal-Kayin onu bulmak için bu şehri yakıp yıkmakla tehdit etti. Ama burada hala sırlar var, aşağıda kilitli büyük gerçekler var ve bu yüzden hala dünyada yürüyen son kişilerden birini çağırdım - Gog adlı düşmüş meleği ve birlikte şehri onların zihinlerinden sonsuza dek sakladık.

Bunun ardından kendimizi şehirden çok uzaklara taşıdık. Gog'la yollarımız ayrılınca kendimi eski yaşam iksirlerine batırılmış paçavralara sardım ve bir çöle bıraktım.

Isı ve susuzluk hezeyanında bir antik Odra hapisanesine rastladım. Eski dünyanın karanlık köşelerinde yaşayan, bir zamanlar büyük bir güce sahip olan boş gözlü ve boş yaratıkların yanından geçtim. Ve o karanlıkta eski iki kardeşimi buldum, biri şekilsiz, kötü bir biçimde, diğeri ise tamamen solmuş. Kendimi o mutlak karanlığa ve umuda teslim ettim.

Dr. Mel: Ah. Bu… Diyecek söz bulamıyorum.

Anomali-029-2: O zaman aklına bir şeyler gelene kadar dinlemeye devam et.

Dr. Mel: (Hafifçe güler)

Anomali-029-2: Yıllar boyunca aklımda birikmiş ve anlatılmayı bekleyen o kadar çok şey var ki. Her şey zamanla anlatılacak. Mu'nun üzerine yerleştirdiğimiz bu büyü sadece Mu'yu gizlemek için değil Ma'aggohl hakkında olan her şey içindi. Benim uyanışım ile yavaş yavaş tüm perdeler kalkmaya başlıyor. Ama ilk olarak Mu'nun ortaya çıkması beni şaşırtıyor…

Dr. Mel: Niçin?

Anomali-029-2: Büyü düşündüğüm gibi işlemedi demektir bu. Zamanla her şey gün yüzüne çıkacak. Bakalım neler olacak.

Dr. Mel: Bu gün yüzüne çıkacak şeyler hakkında, anlatman gereken şeyler var mı?

Anomali-029-2: Uhh, bazı şeyler tabii ki de var. İmparatorumuzun başına gelen ihanetlerden birisi de bizzat kendi ordusundan gelmişti. Tabi tamamından değil. Beş kişi hatırlıyorum. Ben yağız savaşçı; Öfkeli Hegon, Kindar Malkhar, Göz Alıcı Itraff, Efsuncu Uhrim ve Dirayetli Nalkävaar.

Şövalyeleri, dizleri iğrenç tanrılara bükülmüş, canavarlar ve canavarlar haline geldi. Hegon ve Malkhar güneye, Itraff ve Uhrim kuzeye gittiler, batıya ise kralının demir eli olan Nalkävaar geldi. Zamanla eski saraya, imparatorumun şehrine giden yolunu buldu.

Dr. Mel: Anlıyorum.

Anomali-029-2: Büyünün ortadan kalkması ile birlikte bunlar da sizin peşinizi bırakmayacak olan lanetler. Hadi tarihe dönelim…

Mu'yu saklamadan önce, şekilsiz sefil kardeşim şehre geri döndü. Bu şehri harabeye çevirecekti ama eski müttefiklerimizin sonuncuları Mu'nun savunmasına geldi. Haftalarca, kemik iblisi, Yaşlı Methuşelah ve orduları, Matha'nın Lord Shengis'i, Ekrä'nın Lord Eyefaar'ı ve Nefilim'in Lord Zazikel'i ile savaştı.

Dr. Mel: Bekle, Matha ve Ekrä düşmanınız değiller miydi?

Anomali-029-2: Eh, yükseliyor olan Kayina, ki bu isim Demir Kral Mehujael'den sonra Nod'un ismi Kayin'e ait olan anlamına gelecek şekilde değiştirildi, devlet büyüdü ve büyüdü. Yıkılan Odra'nın bir zamanlar düşmanları artık onun kalıntıları ile birlikte olup Kayina ile savaşmaya başladılar.

Dr. Mel: Odra'nın eski düşmanları onları neyin koruduğunu bilmiyorlardı yani.

Anomali-029-2: Evet, Odra dünyanın her bir gücünü dengede tutan bir doğa gücüydü kısacası. O gidince diğer milletler birbirine üstünlük sağlayabilmek için çok büyük bir savaşa tutuldu. Matha, Ekrä, Kayina… Ancak zamanla insanların kaybettiği yüce büyünün özünü kullanmamaya uzun süredir alışık olan Kayina çok daha kolay bir şekilde gelişti ve üstünlük kurdular.

Bu yüzden yardımınıza ihtiyacım var. Ölümsüz olarak adlandırıldım ve imkansız derecede uzun bir süre yaşadığım halde sonsuza kadar yaşamayacağım. Bu şehri ayakta tutmanın yükü beni tüketiyor ve bir gün gelecek, ey insan oğulları ve kızları, bu sırları korumak zorunda kalacaksın.

Dr. Mel: Anladım… Birkaç kez bahsettin - sırlar. Hangi sırlar?

Anomali-029-2: Çok fazla şey var. (Duraksar) İşinize yarayabilecek bir şeylere sahibim. Beni oraya götürürsen o eski saraydan alıp sizlere armağan edebileceğim bir çok şey var. İnsan ya da hayvan tarafından asla anlaşılması amaçlanmayan en temel gerçekleri barındırır. Nasıl. Neden. Bunlar ve daha fazlası. Her neyse Mel, senin başını yeterince uzun süre yordum.

Dr. Mel: Öyle şey mi olur? Senin için buradayım her zaman.

Anomali-029-2: Yo yo, daha çok konuşacağız seninle zaten. Bak, bir daha söyleyeceğim, aramanız gereken iki şey var.

Birincisi: Odra'nın büyük şövalyeleri karanlık tanrılara düştüğünde büyük şeytanlara dönüştüler. Hegon, Malkhar, Itraff, Uhrim ve Nalkävaar. Bu beşe dikkat edin.

İkincisi: Zaten bulduğunuz kitabı değil, Enok Kitabının nerede olduğunu bulun. Muhtemelen Mu'daki büyük kütüphanededir. Onun yerine senin için bakabilirim. Bilgilerinize güzel bir katkı olacaktır.

Dr. Mel: 029-2.

Anomali-029-2: Efendim?

Dr. Mel: Sen kimsin?

(Sessizlik.)

029-2?

Anomali-029-2: İyi hatırlarım, kendimi tanıdığım zamanları. Daha ham bir çocuktum ve imparatordan bir kütüphane istemiştim. Bana her bilgiyi sunabilecek, dünya üzerinde eşi benzeri görülmeyecek bir kütüphane. Ellerini göğe kaldırıp bir kitabı cennetten söküp aldı.

Demir taç, insanların kalplerinde kalan pisliği tohumladı. Kardeşlerimi kasaplığa, Enok ben Kayin'i deliliğe ve Tubal-Kayin'i korkunç savaş açlığına sürükledi. Ama eğer o taç olmasaydı bilim belki de asla gelişmezdi. Ve benim kitabım da onun karşıtı, aydınlığın bir gücü oldu. O olmasa Mu'yu saklayamazdım, Odra'nın kalan son kalelerini güvence altına alamazdım. Nuh asla Tubal-Kayin'i yenip çılgın denizleri geçemezdi.

(Sessizlik.)

Benim adım Auriel'di, imparatorumun baş katibi, veziriydim. İsmimin manası Tanrı'nın ışığı idi. Ancak ben bu ismi uzun zaman önce kaybettim. Bu ismi artık haketmiyorum.



KAM PROJESİ İLE İLGİLİ DİĞER DOSYALAR


KAPANIŞ BİLGİLENDİRMESİ: Anomali-040'ın gerçek doğası ve diğer ilişkili fenomenler hakkında daha fazla araştırma halen devam etmektedir.

> Anomali-029 — 17/08/1945
> Anomali-040 — 22/05/1969
> [DAHA FAZLA SINIFLANDIRMA BEKLENİYOR] — ██/██/████
> [DAHA FAZLA SINIFLANDIRMA BEKLENİYOR] — ██/██/████
> [DAHA FAZLA SINIFLANDIRMA BEKLENİYOR] — ██/██/████
> [DAHA FAZLA SINIFLANDIRMA BEKLENİYOR] — ██/██/████
> [DAHA FAZLA SINIFLANDIRMA BEKLENİYOR] — ██/██/████
> [DAHA FAZLA SINIFLANDIRMA BEKLENİYOR] — ██/██/████

Unless otherwise stated, the content of this page is licensed under Creative Commons Attribution-ShareAlike 3.0 License